yaşadığınız gibi öleceksiniz

04.03.2008

Mustafa Özşimşekler

YAŞADIĞINIZ GİBİ ÖLECEKSİNİZ

Zikirde önce kul sonra Mevlâ, muhabbette ise, önce Mevlâ sonra kul gelir. Yani kul önce Mevlâ’sını zikredecek ki, Mevlâ da onun kalbine muhabbetini koysun, böylece o da Rabbisini sevebilsin. Çünkü muhabbet, Allah vergisidir; onu kalbine koyacak olan Allah’tır..

MERKEP KADAR
OLAMAYANLAR
Allahu Teâlâ Kur’anı Kerim’de biz kullarına; namaz, oruç hac, zekât gibi hususlarda birtakım emirler beyan buyurmuÅŸtur. Ve hiçbiri hakkında “çok namaz kılın” “çok oruç tutun” ÅŸeklinde emredilmemiÅŸ; ancak zikirle alâkalı olarak “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin…”(1) buyrulmuÅŸtur. Peki, “çok zikredin” ifadesi ne demektir? Hazardaseferde, saÄŸlıkta hastalıkta, sıkıntıdarahatta, ayakta otururkenyatarken, kısaca her yerde ve her durumda Allah’ı çokça anın ve zikredin demektir.
Allah’ı çok zikretmek gerektiÄŸi hadisi ÅŸeriflerde de beyan edilmiÅŸtir. Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bir hadisinde: “İnsanlar (size) mecnun (deli) deyinceye kadar Allah’ı zikretmeyi çokça yapın.” buyurmuÅŸtur.(2)
Bütün kâinat yaratılalı beri, arÅŸdan ferÅŸe, zerreden küreye ne varsa Mevlâ’yı tesbih etmektedir. Nitekim Mevlâ Teâlâ: “Yedi kat gökler ve yer ve onlarda olanlar da O’nu tesbih ederler. Hiçbir ÅŸey yoktur ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin. Lâkin siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Şüphe yok ki O Halîmdir, Gafûrdur.”(3) buyurmuÅŸtur.
Semavat, nebatat, bütün mahlûkat her ÅŸey Allah’ı zikrediyor. Suyun çaÄŸlaması, yaprağın hışırtısı, kapının gıcırtısı, damın tıkırtısı, hep Allah’ı zikirdir. Havada uçan her kuÅŸ, denizde yüzen her balık, aÄŸaçtaki her yaprak Mevlâ’yı zikreder. Zikretmeyen ise, sadece gafil olan insandır… Halbuki eÅŸrefi mahlûk olarak yaratılan ve envai çeÅŸit nimetlerle kuÅŸatılmış olan insanoÄŸlu, her ÅŸeyden daha çok Allah’ı zikretmeli deÄŸil mi?.. İnsan Rabbini zikirden gafil olunca, ne kendine ihsan edilen nimetleri, ne de o nimetleri vereni görmüyor demektir ki, bu çok büyük bir nankörlüktür. Aslında insan istese de istemese de Allah’ı zikreder. Çünkü Allahu Teâlâ bizi ona göre programlamıştır. Nefes alıp verirken “Huu” diye almıyor muyuz? İşte bu “Hu” lafzı Alahu Teâlâ’ya delalet eder. Nefes alıp vermeden kim yaÅŸayabilir?
Rivayet edilir ki, hayvanların ömrü zikirleri adedincedir. Kaç adet zikri varsa, onu tamamlar ve ölür. Merkebin bir günde beÅŸ bin defa Allah’ı zikrettiÄŸi rivayet edilir. Belki bu hayvanı beÄŸenmezsin; ama çoÄŸundan fazla Allah’ı zikrediyor.

HER ÅžEY O’NU
ZİKREDİYOR
Bir ÅŸeyh Efendi, müridlerini imtihan kastıyla onlara “Çiçek getirin.” diye emretti. Müridlerin hepsi dağıldılar ve bir müddet sonra ellerinde birer çiçekle ÅŸeyhlerinin huzuruna çıktılar. Fakat onlardan bir tanesi elinde sapı kırık bir çiçekle geldi. Bu mürid ÅŸeyhin en çok sevdiÄŸi, diÄŸer müridlerin ise, çok kıskandıkları biriydi. Bu durumu gören diÄŸer müridler “Åžuna bak! Åžeyhimize sapı kırık bir çiçeÄŸi lâyık görmüş.” diyerek onu kınadılar. Åžeyh Efendi, müridlerinden çiçekleri kabul ederken sıra o müridine gelince, “Niçin sapı kırık çiçek getirdin evladım?” diye sordu. O mürid, “Efendi Hazretleri, hangi çiçeÄŸe vardıysam Allah’ı zikrederken buldum, yalnızca bu zikretmiyordu; onun için bunu getirdim.” diye cevap verdi.
Çiçek dalında olduÄŸu müddetçe Allah’ı zikrediyor. Evimizdeki kapılar, pencereler, tavanlar, lambalar, halılara varıncaya kadar hepsi Allah’ı tesbih etmektedir. “Peki, biz bu zikirleri niçin duymuyoruz?” dersen, tüm bunlar kendi lisanı hâliyle Mevlâ’yı zikrederler. Nitekim âyeti kerimenin sonunda “siz onların tesbihini anlamazsınız.” buyrulmuÅŸtur.
Ekâbirden bazı zatlar, “EÄŸer insanlar evlerinde bulunan eÅŸyaların tesbihlerini duysalardı, kendilerinden geçerlerdi.” demiÅŸlerdir.
Bir baÅŸka âyeti kerimede ise Rabbimiz, “Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim…”(4) buyurmuÅŸtur. Tabi-î bizim Allah’ı zikretmemiz ile, Allah’ın bizi zikretmesi, aynı deÄŸildir. Bunun pek çok mânaları vardır. Bunlardan birkaçını zikredecek olursak:
“İtaat etmek sûretiyle beni zikredin ki, ben de yardımımla sizi zikredeyim.”
“Dua etmekle beni zikredin ki, ben de icabet ve ihsanla, (istediÄŸinizi vermekle) sizi zikredeyim.”
“İstiÄŸfarla beni zikredin ki, ben de maÄŸfiretle (af ederek) sizi zikredeyim.”
Bu âyeti kerimede geçen “Siz beni anın, ben de sizi anayım.” ifadesi aslında “Siz beni sevin, ben de sizi seveyim.” demektir. Yani Mevlâ’yı ne kadar çok zikredersek, O’na olan sevgimiz de o kadar çok demektir. Zira Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm, “Kim bir ÅŸeyi severse, onu çok anar.” buyurmuÅŸtur.(5)
Bir baÅŸka ifadeyle Allahu Teâlâ’nın bir kulunu sevdiÄŸinin alâmeti, o kulun Allah’ın zikriyle meÅŸgul olmasıdır.
Zikirde önce kul, sonra Mevlâ; muhabbette ise, önce Mevlâ, sonra kul gelir. Yani kul önce Mevlâ’sını zikredecek ki, Mevlâ da onun kalbine muhabbetini koysun; böylece o da Rabbisini sevebilsin. Çünkü muhabbet, Allah vergisidir, onu kalbine koyacak olan Allah’tır. İşte bu da senin zikrine baÄŸlanmıştır. Yani Mevlâ’yı ne kadar zikreder ve anarsan, o kadar O’na yakın ve sevgili olursun. O hâlde zikir, Allah’ı sevmenin yolu, sevdiÄŸini yâd etmenin usûlüdür.

ZAMAN ZİKİR ZAMANI
DEĞİLDİR(!)
Önemine binaen burada bir meseleye temas etmek istiyorum. Allah’ı zikretmek böylesine önem arzetmesine raÄŸmen maalesef günümüzde bazı kimseler “Bu zaman, zikir zamanı deÄŸildir.” demektedirler.
Peki, bu ne demektir?! Allah’ı zikretmenin zamanı geçer mi? Bakın, Rabbimiz bir âyeti kerimede, “Ey mü’minler! Bir düşman topluluÄŸu ile karşılaÅŸtığınız vakit, sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki, felah bulasınız (kurtulasınız).”(6) buyurmaktadır. Yani karşında düşman topluluÄŸu seninle harp etmeye gelmiÅŸken dahi “Allah’ı çok zikredin!” buyruluyor. SavaÅŸ meydanında bile zikir terk edilemezse, baÅŸka hangi zamanda terk edilebilir? İşte bu âyeti kerime bizlere, Allah’ı zikretmeyi hiçbir zaman terk edemeyeceÄŸimizi anlatmaktadır. Ve âyeti kerimenin sonunda “Zikredin ki felah bulasınız” buyrularak “ancak zikrullaha devamla felaha kavuÅŸabileceÄŸimiz” bizlere açıkça beyan edilmiÅŸtir. Bir hadisi ÅŸerifte de, “Allah’ın azabından (kiÅŸiyi) Allah’ı zikretmekten daha ziyade kurtaran hiçbir ÅŸey yoktur.” buyrulmuÅŸtur.(7)
Nitekim Yunus Aleyhisselâm’ın da zikredenlerden olduÄŸu için balığın karnından kurtulduÄŸu âyetle sabittir. Sizlerin de malûmunuz olduÄŸu üzere; Yunus Aleyhisselâm’ı balık yutunca, “Ya Rabbi! Senden baÅŸka ilâh yoktur, seni noksanlıklardan tenzih ederim. Şüphe yok ki, ben zalimlerden oldum!”(Cool diye dua ederek, Allahu Teâlâ’dan affını istemiÅŸti. Allahu Teâlâ da duasını kabul buyurmuÅŸ ve onu balığın karnından kurtarmıştı. KurtuluÅŸuna sebep olan ÅŸeyin, “zikir” olduÄŸu ise, baÅŸka bir âyeti celile’de şöyle açıklanmıştır: “EÄŸer çok tesbih edenlerden olmasaydı, muhakkak balığın karnında, insanların diriltilecekleri güne kadar kalacaktı.”(9) Demek ki sadece balığın karnına düşüp, sıkıntı ve darlık içindeyken deÄŸil, ondan önce rahatlık zamanında da, Allahu Teâlâ’yı çok zikredenlerdendi…
Bu âyeti kerimede; zikrin ve tesbihatın insanı birçok sıkıntılardan kurtaracağına, rahat ve geniÅŸ zamanında Allah’ın zikrine devam eden kimsenin, dar ve zaruret vaktinde imdadına yetiÅŸeceÄŸine iÅŸaret vardır. Nitekim Rabbimiz “Mü’minleri de böylece kurtarırız.”(10) buyuruyor. Öyleyse sadece darda ve zorda kaldığımızda deÄŸil, rahat zamanlarımızda da Allah’ı zikretmeli ve anmalıyız ki, sıkıntılı anlarımızda da o zikrin sebebiyle, Yunus Aleyhisselâm gibi kurtulalım.

HER ZAMAN
ZİKİR ZAMANIDIR
Selmanı Fârisî Radıyallahu Ahn diyor ki: “Kul, rahat ve bollukta Allah’ı zikreder de sonra ona bir meÅŸakkat ve sıkıntı ulaşınca Allah’a yalvarırsa, melekler: “Bu sesi tanıyoruz, zayıf bir kulun sesidir.” derler. Sonra Allah’ın huzurunda (duasının kabul olması için) aracılık ederler. Fakat her kim de rahatlık zamanlarında Allah’ı hatırlamazsa, sonra bir sıkıntıya uÄŸrayınca onu hatırlayarak yalvarmaya baÅŸlarsa, melekler: “Bu alışkın olmadığımız yabancı bir sestir.” derler.”
Kıymetli okuyucular; “Allah” demek çok mu zor? “Lâ ilâhe illallâh” demek çok mu zor? AkÅŸama kadar ne fuzuli ÅŸeyler, ne malayâni meseleler konuÅŸuyoruz. Ne kârımız oluyor? Hazır dilimiz dönüyorken, tükürük bezlerimiz çalışıyorken, dillerimiz Allah’ın zikriyle ıslak kalmalı. Åžimdi ölecek olsak, bir tane bile “Allah” demeye, bir kelimei ÅŸehadet getirmeye müsaade edilmeyecek. Bu zikir, bu kelimei ÅŸehadet ne kadar kıymetli bir bilsek. Ebû Cehil bir tane kelimei ÅŸehadet getirmiÅŸ olsaydı, paçayı kurtarmıştı. Åžimdi onu söyleyebilmek için neler vermezdi. Mevlâ Kur’anı Kerim’inde ne buyuruyor:
“Küfredenler ve kâfir olarak ölenler yok mu? Bunlardan her biri kendini kurtarmak için yeryüzü dolusu altın fidye verseler, asla hiçbirinden kabul edilmeyecektir.”(11)
Åžimdi fırsat bizim elimizde, istediÄŸin kadar zikredip, kelimei ÅŸehadet getirebilirsin; ama ölünce dünya dolusu altın versen bir taneye izin yok. Peki, bu kıymetli vakitleri, Kur’an’sız, zikirsiz, boÅŸ lakırdılarla geçirmek ne büyük bir kayıp deÄŸil mi?
Firavun yıllarca saltanat sürdü, bu rahatlıkta bir kere bile Allah demedi de, tam denizde boÄŸulacakken, kendisine âhiretten perde açılınca, iÅŸte o vakit Firavun’un aklı başına geldi ve: “Benî İsrail’in iman ettiÄŸi ilâha ben de iman ettim. O’ndan baÅŸka ilâh yok”(12) dedi. Ama ona “Åžimdi mi?! Halbuki daha önce isyan etmiÅŸ ve bozgunculardan olmuÅŸtun.”(13) denilerek imanı kabul edilmedi. Tabiri caizse, “Geçti Bor’un pazarı, sür eÅŸeÄŸi cehenneme” denildi.
KiÅŸinin son nefesinde zikirle ölebilmesi için, ömrünü zikirle geçirmesi lâzım ki, o zikir onun kalbinde ülfet ve ünsiyet tutsun, kalbinde yer etsin ve son nefesinde de Allah’ı zikretsin.
Yoksa insan bütün vakitlerinde toptan, poptan, bahsederse, faize, dövize kafa yorarsa, kadını, kızı hayal ederek ömrünü geçirirse, son nefesini nasıl zikirle verecek?!

GAFLETİ YOK ETMEK VE
KOVMAK
Hani anlatılır: Adamın bir tanesi ölüm döşeÄŸinde iken “Demeti beÅŸ lira! Demeti beÅŸ lira!” diye sayıklayarak ölmüş. Son nefesini niye böyle vermiÅŸ? Eee adam ömrünü pazarda “Demeti beÅŸ lira!” diye bağırarak geçirince, son nefesini de böyle veriyor. Peki, böyle demese miydi? Desin elbette, ama “Allah” da desin, “Lâ ilâhe illallâh” da desin. Böylece ağız zikre alışsın ki, son anda diline o gelsin. Zira Efendimiz “YaÅŸadığınız gibi öleceksiniz.” buyuruyor.
Bu arada ÅŸunu da belirtelim ki; zikrin pek çok çeÅŸidi vardır. Zikir, Allahu Teâlâ’yı sadece lisanla anmak deÄŸildir. Tüm uzuvlarımızı Allah’ın emir ve yasaklarına uygun ÅŸekilde kullanmak da zikirdir. Zikrin iki kanadı olduÄŸunu kabul edersek, bu kanatlardan biri Allah’ın emirlerine uymak, diÄŸer kanat ise, haramlarından kaçmaktır. Lisanıyla Allah’ı zikredip, harama helâle dikkat etmeyen, insanların hakkına hukukuna tecavüz edip, haramlarla meÅŸgul olan kimsenin, lisanı ile hâli tezat teÅŸkil eder. Zira zikirden maksat, Allah’ı bilmek ve O’nun emirlerine tâbi olmaktır. Yoksa zikir, sadece tesbih dolaÅŸtırmak deÄŸildir.
Zikrin çeÅŸitleriyle alâkalı olarak Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi Kuddise Sirruhu Hazretleri, “Mevlâ Teâlâ anılarak, kast ve yâd edilerek iÅŸlenen her iÅŸ, söz, sükut ve hareket Mevlâ’yı zikir sayılır. Herhangi bir uzvu hak için kullanmak, o uzvun zikridir. İşte bu vechile zikrin kaynağı, çeÅŸitleri ve mertebeleri pek çoktur ve Mevlâ tarafından emir buyrulan zikri kesir (çok zikretmek) bu ÅŸekilde meydana gelir.” buyurmuÅŸtur.
Yine bununla alâkalı olarak İmam Rabbânî Hazretleri şöyle buyuruyor: “Hangi ÅŸekille olursa olsun zikirden gaye, “gafleti yok etmek ve kovmak” tan ibarettir. Yoksa zikir, zannedildiÄŸi gibi sadece “Lâ ilâhe illallâh” veya “Allah” kelimelerini tekrardan ibaret deÄŸildir. Öyleyse Allah’ın emrini yerine getirmeyi, yasaklarından kaçınmayı ifade eden her ÅŸey zikrin şümulü içindedir.”
Rabbim bizleri, fuzûlî ve malayâni lakırdılar ederek vakit geçirenlerden deÄŸil, dilleri Allah’ın zikriyle ıslak kalan salih kullarından eylesin… Fî Emanillah!

Dipnotlar:
Ahzab, 4142
Ahmed İbn&i Hanbel, 3/68
İsra,44
Bakara, 152
Ali elMütteki, “Kenzül Ummal”, 1/425, No: 1829
Enfal, 45
Tirmizi, Dua 6, 5/459, No: 3377; İbni Mace, Edeb 53; Ahmed İbni Hanbel, 5/239
Enbiya, 87
Saffat, 143-144
Enbiya, 88
Âli İmran, 91
Yunus, 90
Yunus, 91

Kategori: KategorilenmemiÅŸ

Yazıklar Olsun Namazcılara İslam da Ağız Temizliği

Rastgele Yaz?lar

  • başı açık gelin alma
  • Adem ile Havva Kıssası
  • Hz İLYAS (a.s)
  • NAMAZ; Bir tevhid eylemi"
  • Teheccüde Kalkınca Okunacak Dua
  • Besmelenin Fazileti
  • Dini bayramlar
  • Hadislerle İlgili Sorular
  • Kur’an-ı Kerim Mahluk DeÄŸildir
  • Oruç tutmamayı mubah kılan özürler
  • Hadi Yorum Yazalım

    You must be logged in to post a comment.


    SON 10

    GÖRÜLES? S?TELER

    ALT MENÜ