Ey Allah’ın Peygamberi! Ben insanların en alimi, en bilgilisi olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
Allah’tan çok korkup takva
dairesi içine girersen insanların
en alimi olursun.
İnsanların en zengini olmak istiyorum.
Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.
İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.
İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.
İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.
Kendin için istediğini insanlar
için de istersen insanların en adili olursun.
İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.
Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.
Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.
Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet
et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.
İmanımı kemale erdirmek istiyorum.
Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.
Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.
hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun .
Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum.
Önce kendine ve insanlara
merhamet et ki; Allah da
sana merhamet etsin.
Günahlarımın azalmasını istiyorum.
İstiğfar ederek günahlarının
bağışlanması için Allah’a
yalvarırsan günahların azalır.
İnsanların en kerimi olmak istiyorum.Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.
Rızkımın bol olmasını istiyorum.
Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.
Allah ve Rasulü tarafından sevilmek istiyorum.
O zaman Allah ve Rasulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.
Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.
Duamın kabul edilmesini istiyorum.
Haramlardan sakınırsan
duaların kabul olur.
Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.
Namusunu koruyup iffetli ol ki;
insanlar yanında rezil olmayasın.
Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.
Kardeşlerinin ayıplarını örtersen
Allah da senin ayıplarını örter.
Benim günahlarımı ne siler?
Gözyaşların, hudûun (saygıyla
Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.
Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir?
Güzel ahlak, tevazu, belalara
sabır ve kazaya rıza.
Allah yanında en büyük günah hangisidir?
Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.
Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir?
Gizliden gizliye sadaka vermek
ve sıla-i rahim (akrabaları
ziyaret ve görüp gözetmek).
Cehennem ateşini ne söndürür?
Oruç.
04.06.2008
Kadere iman farzdır. Bu husus Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allahü teâlâ, ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölebilen ilah olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını bilir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir) buyuruluyor. (Bekara 255)
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor. Kader hakkında birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(Ölümü Allah’ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran145]
(Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah’tır.) [Enam 2] (Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.) [Kamer 52, 53]
(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34]
(Biz, her şeyi kader ile [bir ölçüye göre] yarattık.) [Kamer 49]
(Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda] dır.) [Hud 6](Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.) [Sebe 3]
(Bir canlıya verilen ömür ve ömrünün azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.) [Fatır 11]
Peygamber efendimiz, bu âyet-i kerimeleri açıklamıştır. Kadere inanmak, imanın altı şartından biridir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
(Ahir zamanda şerli kimseler kader hakkında konuşur.) [Hakim]
(Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!) [Taberani]
(Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.) [Taberani]
(Kadere, hayra ve şerre iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.) [Tirmizi]
(Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi var) diye soranlara, (Herkes, kendi işine hazırlanır) ve (Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır) buyurdu. (Müslim,Tirmizi)
Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:
(Cenab-ı Hak, hayrı ve şerri [taat ve günahı] ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini tutmak için, ihtiyar [tercih hakkı, irade-i cüziyye] verdi. Nefsini tezkiye eden [kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran] kurtuldu. Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, ziyan etti.) [Şems 7-10]
Kadere iman şarttır
Sual: Bazıları kaderi kabul etmiyorlar. Halbuki kader Amentü’de bildirilmemiş midir?
CEVAP
Elbette kader, imanın şartlarındandır. Bir çok âyet vardır. Bir âyet meali şöyledir:
(Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta [levh-i mahfuzda yazılmış] olmasın. Elbette bu, Allah’a kolaydır.) [Hadid 22]
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kadere inanmak, iman esaslarındandır.) [Ebu Davud, Tirmizi]
(Kadere iman etmek, tevhidin nizamıdır.) [Deylemi](Kaderi inkâr eden helak olur.) [Taberani]
(Kadere inanmayan imanın gerçeğine erişmez.) [Nesai]
(Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.) [Buhari](Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.) [Tirmizi, Ebu Davud](Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.)
[Tirmizi] (Yani kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.)
(Bütün insanlar toplanıp sana fayda vermek için çalışsalar, ancak Allahü teâlânın senin için takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allahü teâlânın senin hakkında takdir ettiği zarardan fazlasını veremezler. Çünkü artık kaderi yazan kalem [in mürekkebi] kurudu, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşti.) [Tirmizi] (Şu üç şeyden korkuyorum:
1- Âlimin sürçmesi,
2- Münafıkların (Kur’an böyle diyor) diyerek tartışmaya girişmesi,
3- Kaderin inkâr edilmesi.) [Taberani]
İyilik de, kötülük de Allah’tan
Sual: Bir zatın iddiası şöyle: (Hayır Allah’tan şer ise nefsimizdendir. Allah kula bela göndermez. Bela kendi nefsimizdendir.)
Şerri de, belayı da yaratan Allah değil midir? Bütün Peygamberler belaya maruz kalmıştır. Günahsız olan Peygamberlerin nefisleri de mi kâfir idi?
CEVAP
Şer Allah’tan değil diyenler, Hıristiyanlarla Mutezile fırkasıdır. Amentü’deki (Hayrıhi ve şerrihi minallahi) ifadesi, hayrın da şerrin de Allah’tan olduğunu bildiriyor. 14 asırdır gelen bütün âlimler, böyle bildirmişlerdir. İslam âlimleri Kur’anı bilmiyorlardı da şimdiki türediler mi biliyor? Allahü teâlâ belayı iki sebepten gönderir:
1- Günahsız olan Peygamberlere gelen bela, onların derecelerinin yükselmesine sebep olur.
2- Günahkâr müminlere, günahları yüzünden gönderir. Bir âyet meali şöyledir:
(Size [günahkâr müminlere] gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandıklarınız [günahlar] yüzündendir. [Bununla beraber Allah] bir çoğunu da affeder, [musibete uğratmaz.]) [Şura 30 Kadı Beydavi ile Celaleyn]
Demek ki Allahü teâlâ, belayı, kötülükleri bize ceza olarak göndermektedir. Cehennemde de çeşitli belalar, azaplar gönderecektir. Ama bunu gönderen yine Allahü teâlâdır, cezayı hak eden de kuldur. Bir âyet meali de şöyledir:
(Kendilerine bir iyilik dokununca, “Bu Allah’tan” derler; başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin yüzünden” derler. “Küllün min indillah [Hepsi Allah’tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) [Nisa 78]
İyilik gelince Allah’tan, kötülük gelirse senin yüzünden diyenleri Allahü teâlâ ikaz ediyor: Küllün min indillah [Hepsi Allah’tandır] buyuruyor. Bundan sonraki âyette ise şöyle buyuruyor:
(Sana gelen her iyilik, Allah’ın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [işlediğin günahlara karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâdır.]) [Nisa 79] (Parantez içindekiler yine Kadı Beydavi, Celaleyn, Medarik gibi muteber tefsirlerden alınmıştır.)
Birinci âyette iyilik de, kötülük de Allah’tan olduğu bildiriliyor. İkinci âyette, iyiliği kötülüğü gönderiş sebebi açıklanıyor. Birkaç âyet meali de şöyledir:
(Lut’un karısının azaba uğramasını takdir ettik.) [Hicr 60] (Yani kaderini öyle kötü yazdık. Onun işleyeceği günahları bildiği için kaderini böyle kötü yazmıştır.)
(Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.) [Kasas 68]
(Sizi de, işlediğiniz [iyi, kötü] amelleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62, Mümin 62] Kadı Beydavi şöyle açıklıyor: (Hayrı, şerri, imanı, küfrü ve her şeyi yaratan ancak Allahü teâlâdır. Her şey Onun tasarrufu altındadır.)
Peygamber efendimiz, imanla ilgili âyetleri açıklayıp buyuruyor ki:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] (En kıymetli hadis kitaplarındaki bu hadis-i şerifi inkâr eden Müslüman ise dinden çıkar, gayri Müslim ise, itikadına bir zarar gelmez.)
(Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu.) [Şirazi] (Bu kudsi hadis de şerrin Allah’tan olduğunu bildiriyor.)
(Kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayan mümin değildir.) [Tirmizi] (Demek ki, şer Allah’tan değil diyen mümin değildir.)
06.03.2008
İmanın altıncı şartı, kadere, hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna imandır. Amentüdeki, (Ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ) ifadesi, kaderin, hayır ve şerlerin hepsinin Allahü teâlâdan olduğuna iman etmeyi bildirmektedir.
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader, lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Çokluk ve büyüklük manasına da gelir. Allahü teâlânın, bir şeyin varlığını ezelde dilemesine kader denilmiştir. Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına Kaza denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde, biliyordu. İşte bu bilgisine Kaza ve kader denir.
Bütün hayvanların, nebatların, cansız varlıkların [katıların, sıvıların, gazların, yıldızların, moleküllerin, atomların, elektronların, elektro-magnetik dalgaların, kısaca her varlığın hareketi, fizik olayları, kimya tepkimeleri, çekirdek reaksiyonları, enerji alışverişleri, canlılardaki fizyolojik faaliyetler], her şeyin olup olmaması, kulların iyi ve kötü işleri, dünyada ve ahirette, bunların cezasını görmeleri ve her şey, ezelde, Allahü teâlânın ilminde var idi. Bunların hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eşyayı, özellikleri, hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır. İnsanların iyi ve kötü bütün işlerini, Müslüman olmalarını, küfürlerini, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Sebeplerin meydana getirdiği her şeyi yaratan Odur. Her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır.
Mesela, ateş yakıcıdır. Halbuki, yakan Allahü teâlâdır. Ateşin, yakmakta hiçbir ilgisi yoktur. Fakat, âdeti şöyledir ki, bir şeye ateş dokunmadıkça, yakmayı yaratmaz. [Ateş, tutuşma sıcaklığına kadar ısıtmaktan başka bir şey yapmaz. Organik cisimlerin yapısında bulunan karbona, hidrojene, oksijenle birleşmek ilgisi veren, elektron alış-verişlerini sağlayan, ateş değildir. Doğruyu göremeyenler, bunları ateş yapıyor sanır. Yakan, yanma tepkisini yapan, ateş değildir. Oksijen de değildir. Isı da değildir. Elektron alış-verişi de değildir. Yakan, yalnız Allahü teâlâdır. Bunların hepsini, yanmak için sebep olarak yaratmıştır. Bilgisi olmayan kimse, ateş yakıyor sanır. İlk okulu bitiren bir kimse, (ateş yakıyor) sözünü beğenmez. Hava yakıyor der. Orta okulu bitiren de, bunu kabul etmez. Havadaki oksijen yakıyor der. Liseyi bitiren, yakıcılık oksijene mahsus değildir. Her elektron çeken element yakıcıdır der. Üniversiteli ise, madde ile birlikte enerjiyi de hesaba katar. Görülüyor ki, ilim ilerledikçe, işin içyüzüne yaklaşılmakta, sebep sanılan şeylerin arkasında, daha nice sebeplerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
İlmin, fennin en yüksek derecesinde bulunan, hakikatleri tam gören Peygamberler ve O büyüklerin izinde giderek, ilim deryalarından damlalara kavuşan İslam âlimleri, bugün yakıcı, yapıcı sanılan şeylerin, aciz, zavallı birer vasıta ve mahluk olduklarını, hakiki yapıcının, yaratıcının sebepler değil, Allahü teâlâ olduğunu bildiriyor.] Yakıcı, Allahü teâlâdır. Ateşsiz de yakar. Fakat, ateş ile yakmak âdetidir. Yakmak istemezse, ateş içinde yakmaz. İbrahim aleyhisselamı ateşte yakmadı. Onu çok sevdiği için, âdetini bozdu. [Nitekim ateşin yakmasını önleyen maddeler de yaratmıştır. Bu maddeleri, kimyagerler bulmaktadır.]
Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemeden doyururdu. Tayyaresiz uçururdu. Radyosuz, uzaktan duyururdu. Fakat lütuf ederek, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebepler altında sakladı. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. [Lambayı yakmak isteyen, kibrit kullanır. Zeytinyağı çıkarmak isteyen, baskı aleti kullanır. Başı ağrıyan, aspirin kullanır. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyen, İslamiyet’e uyar. Kendini tabanca ile vuran ölür. Zehir içen ölür. Terli iken su içen, hasta olur. Günah işleyen, imanını gideren de, Cehenneme gider. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.]
06.03.2008