Peygamber ziyaretine gelse
01.09.2008
“Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı…”
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.
Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O’nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine “düşen”ler nasıl bir telaÅŸa kapılırlar acaba?
Ancak bu ÅŸiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki…
“Biliyorum. Böylesine ÅŸerefli bir konuÄŸa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doÄŸru gelirken gördüğünüzde, O’nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız? ”
Diyor ki…
“Peki ya dünyalık müziÄŸinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaÅŸla ne yapayım diyerek, SaÄŸa sola mı koÅŸturacaksınız?”
Diyor ki…
“Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaÅŸmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Åžimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte… Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiÄŸinde?”
Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu! İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette bir etkisi var.
Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup yoluyla ondan ona dolaşacaktır.
Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep bulanık kalanlara ulaşacaktır.
O yüzden, belki “senin üzerine vazife deÄŸil ki” diyeceksiniz bana ama konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum ÅŸu köşeye…
Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var.
Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzaÄŸa sandığının aksine aynı bugün gibi insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar, ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu. Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da ÅŸaÅŸkınlıktan küçük dilini yutar. O çağı “saadetli” kılan O’nun varlığıydı. O’nun yaÅŸadığı bir dönemde yaÅŸamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı saadet…
“Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?” diye dövünmeye kalkışmadan önce bunu bilmek gerekir. O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa olsun, ziyaretinin deÄŸerini bilen her evin deÄŸerini vermiÅŸti!
O’nu yakından tanıyanların deyiÅŸiyle “umanı umutsuzluÄŸa düşürmeyen, güleryüzlü, yumuÅŸak huylu, asla bağırıp çağırmayan” Peygamber’in ziyaret ettiÄŸi bir eve “bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceÄŸim” fikri ve duygusuyla gireceÄŸini hayal etmek ve ettirmek yanlıştır.
Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O’na gönüllerini açmalarıdır. Yoksa yalancıktan çeki düzen verilmiÅŸ evlerini deÄŸil…
Korkuya, telaÅŸa ne gerek var? HuysuzluÄŸa, karamsarlığa ne gerek var? Gelen Peygamber…
“Bir an önce gitmesini isteme” konusuna gelince… Kimsenin bu konuda baÅŸkası yerine konuÅŸma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir sorgulama haline getirme hakkı yok.
Çünkü…
Gelen “sevgili”yse eÄŸer, kim gitmesini ister?
Kategori: Dini Hikaye
Etiketler: peygamber, peygamber ziyareti









Hadi Yorum Yazalım
You must be logged in to post a comment.