Kuran Herşeyden Bahseder Mi?

18.03.2008

Kur’an olmuş ve olacak herşeyden bahsediyor diyorlar.
Bu doğru mudur? Doğru ise, günümüzdeki bir kısım fen ve tekniğe ait meseleleri de bunun içinde mütalaa edebilir miyiz
?

Yüce Yaratıcı’nın, insanoğlunun öğrenmesine müsaAde ettiği ve onun maddü-manevü terakkisine vesile kıldığı herşeyden icmAlen bahsetmesi doğrudur. Ancak, Allah’ın (C.C) müsAade etmediği ve insanoğlunun da dünya ve Ahiret hayatına bir fAidesi dokunmayan şeylerden söz etmesi, hele tafsilde bulunması asla bahis mevzuu değildir. ZürA, böyle birşeyi kabullenmek, hikmet dolu bir kitaba abes isnAd etmek olur ki, o mukaddes beyAn bu türlü fAidesizlik ve abesiyetden çok muAllAdır!…

Kur’An’ın ele alıp tahlile tAbi tuttuğu şeylerde, ta’kib ettiği bir yol vardır ki, o yol bilinmediği zaman, tahlilci çok defa hayAl kırıklığına uğrayabilir. Yani, aradığını onda bulamayabilir.

Bir kere, Kur’An’ın en birinci hedefi, bu kAinat meşherindeki kelime, satır, paragraf ve kitablarla, meşher sAhibini tanıttırmak, iman ve ibAdet yolunu açmak; ferdü ve içtim hayatı düzenlemek; dünya saAdetinin, Ahiretde dahi devam ve temadüsini te’min ederek insanı mutlak saAdete ulaştırmaktır.

Bu ütibarla o, bu yüce hedefi tahakkuk ettirme yolunda herşeyden bahisler açar. Ele aldığı şeyleri, o istikAmetde vesüle olarak kullanır ve ehemmiyetine göre onlardan söz eder. İnsandan, O’nun ehemmiyeti kadar; yıldızlardan derecelerine göre ve elektrikden kAmeti nisbetinde…

Böyle yapmayıp da o, sadece yirminci asrın “tabu”su sayılan bir kısım medeniyet hArikalarından bahsetseydi, pekçok şeyin anlatılıp tanıtılma hakkı zAyü olacak ve bir kısım sAbit hakikatlar, gelecek keşifler ve bilhassa insan, ihmAle uğrayacakdı. Bu ise, Kur’An’ın, ruh ve maksad-ı aslüsine bütün bütün zıd bir keyfiyetdir.

Beşer için inen ve beşerin yaratıcısıyla münAsebetini onun ebedü saAdetini hedef alan Kur’An, hedeflediği mevzuun azameti, genişliği ve hayAtüliği nisbetinde çok yönlü ve rengArenkdir. O’nun, bütün bu yönleı&127;ine Ayine olabilmek için, kütübhAneler dolusu kitablar yazılmış ve tefsirler meydana getirilmiştir.

Edebü dAhiler, O’nun büyüleyici ifAdesine ve belAgat üstünlüğüne hayranlık destanları koşarken, nazarlarını AfAk ve enfüsde gezdiren ilim adamları, onun aydınlatıcı tayfları altında, eşya ve hAdiselerin hakiki yüzlerini görebilme ve anlayabilme bahtiyarlığına ermişlerdir. Psikologlar, sosyologlar, kitleler ve insan ruhuna Ait en muğlak problemleri, onunla çözüme kavuştururken, ahlAkçı ve terbiyeciler de onu, bitip tükenme bilmeyen, alabildiğine zengin ve rengin bir menbA kabul etmiş, nesillerin terbiyesinde hep O’na müracaatda bulunmuşlardır.

Bu geniş ve zengin muhtevAnın özüne uygun takdimini mevzuun mütehassıslarının pürüzsüz ve duru beyAnlarına havAle edip, okuyucuyu, bu istikAmetde yazılmış kitaplarla başbaşa bırakacağım. Yoksa, bir seneyi aşkın bir zaman içinde ancak bazı hakikatları anlatılabilen Kur’An’ı,bütün yönleriyle soru cevab sütununda ifAde etmenin kAbil olmayacağını, herhalde değerli okuyucularımız da takdir ederler.

Ancak, Kur’An’ın bir yönü var ki; “Kur’An muhtevAsı” deyince, daha ziyAde gençlerimizin aklına gelen de odur, o da, Kur’An’ın fen ve teknikle, daha doğrusu pozitif ilimlerle alAkalı olabilecek yönüdür. SuAlde kasdedilen hususun bu olması itibariyle, biz de daha ziyAde o husus üzerinde duracağız.

VAkıa, bu sahayı da bAkir sayamayız. Bu mevzuda şimdiye kadar yüzlerce eser yazıldı ve bunlarla Kur’Anü hakikatların yüzlercesine ışık tutuldu. Ancak pekçoğu ütibariyle, devrin, fen ve kültürünün tesirinde kalınarak kaleme alınan bu eserler, ihtivA ettikleri tekellüflü te’villerden ötürü okuyucu tarafından hep kuşkuyla karşılanmıştır. Hele, sübut bulmamış nazariyeleri birer ilmü gerçek zannederek, Kur’An’ın hakikatlarını onlara uydurmaya çalışmalar, bütün bütün Kur’An’ı tahrif ve küçük düşürücü, mAhiyetde olmuştur. Oysa ki, Kur’An’ın o mes’elelere dAir beyAnı gayet açık ve az bir gayretle hemen herkesin anlayabileceği stildedir. Öyle ki, O’nu getiren Melekle, dağdaki çoban -letAifin zevki bir tarafa- ondaki ilAhü maksadı anlamada çok da fark göstermezler.

Bu ütibarla, onu anlatmada objektif olmak, ilAhü beyAnın sağlamlık ve berraklığına sAdık kalmak ve onu vak’aların arkasından koşturmaktan daha ziyAde, bir endAm aynası hüviyetiyle hAdiselerin karşısına koymak esas olmalıdır. Dil, esbAb-ı nüzul ve kelime nüansları bilinerek tahlüle tAbü tutmak, ilmü ıstılahlara girmediğinden ötürü garipsense bile, yanlış olmayacaktır. Bundan dolayıdır ki, sahAbe (R.A) tAbiün ve İbn-i Cerür gibi ilk müfessirlerin anlayışlarının, sübut bulmuş ilmü gerçeklere çok uygun olmasına karşılık daha mütefelsif (4) ve daha derin gibi görünen sonrakilerde, ilmin ruhuna uymayan tekelleflü te’villere raslanılmaktadır. Bu da bize yaşadığı devrin te’sirinde kalmadan, Kur’An’ı anlatan tefsircilerin, onun ruhuna daha yakın olduğunu göstermektedir.

Şimdi de, arzetmeye çalıştığım şeylere birer misAl ve sorulan soruya da bir cevap teşkil etmesi maksadıyla, bir iki nümune takdim etmek istiyorum:

1- Ezelden ebede kadar herşeyi gören ve bilen Yüce Yaratıcı, evvelA umumi mAnAda geleceğin bir ilim ve irfan ve bunun zarurü neticesi olarak da bir ümAn devresi olacağına dikkati çekiyor. “Biz onlara, AfAkda (birbaştan birbaşa tabiatın sünesinde) ve kendi nefislerinde Ayetlerimizi göstereceğiz ki, O Kur’An in gerçek olduğu onlara iyice tebeyyün etsin.” (Fussilet/53). İlk devirlerden günümüze kadar, bütün tasavvuf erbabının `mevrid’ bilip sık sık mürAcaAt ettiği bu Ayet, bilhassa ilim gözüyle ele alındığında, tek başına bir mucize olduğu kabul edilecektir.

Makro-Alemden mikro-Aleme kadar, insanın araştırma ve düşünme sahası içine giren ne kadar şey varsa, gelecekte aydınlanan mAhiyetleriyle Kur’An’ı doğrulayacak ve Yaratanın varlığını ve birliğini gösterecektir. Şimdi vitrinlerde teşhir edilen bu mevzu ile alAkalı yüzlerce kitaba bakınca, ilAhü beyAnın süratle tahakkuk etmeye doğru gittiğini görüyor ve daha şimdiden, gelecekte anlaşılabilecek, tabiata ait binlerce dilin onu ‘tesbüh ettiğini duyuyor gibi oluyoruz.

VAkıa, bugün dahi pekçok hAdiselerin diliyle “yedi gök arz ve bunların içinde bulunanlar, O pu tesbüh ederler. O’nu hamdederek tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ama siz, onların tesbühlerini anlamazsınız. ” (İsrA/44) hakikatinden anladığımız şeyler, küçümsenmeyecek kadardır. Evet, atomların çözülen dili, bize pek çok şey ifAde ettiği gibi nebulaların tarrakalarından da, bir hayli şey anlamış bulunuyoruz. Ne varki, henüz bu Alemşümul tesbühi duyacak ve anlayacak kimselerin sayısı pek az, onu dünyaya duyuracak Kur’An cemaatı da pek cılız bulunmaktadır.

2- Kur’An’ın anne karnında ceninin teşekkül ve gelişmesini anlatması da fevkalAde enteresandır: “Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şübhede iseniz biz sizi, toprakdan, sonra nutfe (sperm) den, sonra alaka’dan (embriyo), sonra yaratılışı belirli belirsiz bir çiğnem et parçasından yaratdık ki, size açıkdan göstereceğimizi gösterelim. . . ” (Hac/5) . Başka bir yerde ise, kademe kademe anne karnında geçirilen safhalara parmak basılır ve aydınlık getirilir: “Andolsun ki biz insanı, çamurdan meydana gelen bir öz ve süzmeden yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperma) olarak sağlam bir karargAha koyduk. Sonra nutfeyi alaka (embriyo) ya çevirdik. Arkasından alaka yı bir çiğnem et yaptık. Onun arkasından da, bir çiğnem eti kemik yaptık ve kemiklere et (adale) giydirdik. Sonra da onu başka bir yaratık olarak inşA ettik (yani belli bir devreden sonra diğer canlılardan ayırarak istidAdına göre bir şekil verdik)’: (Müminun 12-13-14). Bir başka Ayetde ise; yine anne karnındaki değişik bir noktanın aydınlatıldığını görüyoruz: “Sizi annelerinizin karnında, üç karanlık içinde hilkatden hilkate (nutfe, alaka, mudğa) intikal ettirerek yaratmaktadır… ” (Zümer/6) Bilindiği gibi rahim, dışından içe doğru üç dokudan meydana gelir: Parametrium, Miometrium, Endometrium. Bu dokular, su, ısı ve ışık geçirmez zarları sarmıştır. Kur’An bu dokulara (zulmet) diyor ve insanın bu üç-zulmet içinde yaratıldığını ifAde ediyor.

Şimdi, modern anatomiye rehberlik yapmış olan bu Ayetlerdeki özlü ifAdelerle hekimlerimizi başbaşa bırakıp ayrı bir hususa intikal edelim.

3- Kur’An, sütün meydana geliş keyfiyetini de süt gibi dupduru ve berrak olarak anlatmaktadır: “Hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Onların karınlarından fers (yarr hazmedilmiş gıdalar) ile kan arasından tertemiz, içenlere içimi kolay süt içiriyoruz. ” (Nahl/66) Alınan gıda maddelerinin, evvelA yarı hazmı ve sonra emilen maddelerin, süt guddelerinde ikinci bir ameliye ve tasfiyeyi, Kur’An, kelimesi kelimesine nakletmektedir.

4- Bir diğer mucizevü beyAnı da, herşeyin bir erkek, bir de dişi olmak üzere çift çift yaratılmış olmalarıdır. “Ne yücedir O ki, toprağın bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve daha bilemedikleri nice şeyleri hep çift yarattı.” (Yasin/36) Canlılardaki erkeklik dişilik öteden beri biliniyordu; ama, otların, ağaçların “ve daha bilemedikleri nice şeyler” sözüyle atomlara, bulutlara kadar pozitif ve negatif çiftini ta’mim, oldukça düşündürücü ve hayret vericidir. Kur’An daha başka Ayetleriyle de herşeyin çift olması esası üzerinde ısrarla durmaktadır. Arzedilen nümunenin kAfi geleceği kanaatiyle diğer bir Ayete geçmek istiyorum.

5- Kur’An, kAinatın hilkati mevzuunu da, yine kendine has üslubla ele alır: “İnkAr edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişik idi; biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. . ” (Enbiva/30)

Bu anlatış o kadar berrakdır ki, ne dünkü Kant ve Laplas’ın, ne de modern çağın Asimow’larının faraziyeleriyle asla kirletilmemelidir.

İster hilkatin ilk maddesi esür olsun, ister bütün kAinatlan dolduracak kadar kocaman bir sehabiye “kaos” olsun; ve, sonra ister hayata dAyelik yapan su, dünyadan yükselen gaz ve buharların, tekrar yağmur şeklinde geriye gelip denizleri teşkil ederek, canlılara müsAit vasat ve menşe olsun, ister başka şekilde meydana gelsin… KAinatın, bir bütünün parçaları ve birbirine nümune ve misAl tek hakikatin yaprakları olduğu anlatılıyor ve Kaliforniya çınarlarından insanlara kadar, vücudun dörtte üçünü teşkil eden suyun, hayatiyet ve ehemmiyetine parmak basılıyor.

6- Bütün kAinat içinde yıldızımız güneşin, ayrı bir ehemmiyeti vardır. Ve, Kur’An, onun en mühim bir yanını dört kelimelik bir cümle içinde şöyle ifAde ediyor: “Güneş de kendi müstekarri (yani kendine tAyin edilen çizgide ve belli bir zaman içindeki muayyen istikAmet ve hareketi) içinde akrp gider. ” (YAsin/38)

Bu beyAn, güneşin kendine tahsis edilen yörüngede akıp gittiğini anlattığı gibi, başka bir ağırlık merkezine doğru kayıp durduğunu da ifAde etmektedir. Aynı zamanda, vazüfesini bitirdikten sonra karar kılıp bir yerde duracağına da dikkat çekmektedir.

Kur’An kelimelerinin zenginliğindendir ki, böyle dört sözcük ile pek çok hakikat ifAde edilir ve pek çok karanlık mesele vüzuha kavuşturulur. Böyle büyüleyici ve belüğane ifadelerinden bir tanesi de, mekAn genişlemesiyle alAkalı olan Ayetdir.

7- “Göğü kendi ellerimizle (kudret ve irAde) yaptık. Ve, Biz onu, devamlı genişletmekteyiz.” (ZAriyat/47) Yine dört kelime, Alemşümul bir meseleye dikkatimizi çekiyor. Siz, bu hususu, ister Huble’nin katsayısıyla üzAh edin; ister başka bir yolla; gök cisimleri arasındaki mesAfenin gittikçe arttığını anlatan Ayet, kelimeleriyle, terkibiyle dupdurudur ve ne dediği de apaçıktır.

8- Bir diğer Ayette ise, bu yaklaşma, uzaklaşma ve birbiri içinde dönüp durmadaki, ütibArü kanuna dikkat çekilmektedir. “Allah O’dıır ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.. ” (Ra’d/2) Bir nizam içinde hareket eden sistemler, yıldızlar ve peykler, bir kAide ve direk üzerinde hareket etmektedirler ama, o direk bizim görebileceğimiz bir direk değildir. Bu direk cisimler arasındaki itme kanunudur (ani’1-merkez) . Hacc, 65′de ise, gök cisimlerinin yer üzerine düşme durumunda olduğunu, fakat Allah’ın müsAade etmediğini anlatıyor ki; bu da, cisimler arasındaki çekme kanunudur.

Bu mevzuda ister Newton’un “cAzibe-i umumiye”si açısından, isterse modern astronomi çağının “hayyiziyle” ele alınsın anlatılan şey fevkalAde açık ve seçiktir.

9- Günümüzün aktüel meseleleri arasında mühim bir yer işgal eden, ay’a seyahat mevzuu da bir işAretle hissesini alıyor zannındayım. “Dolunay şeklini alan aya kasem ederim ki, siz mutlaka, tabakadan tabakaya binecek (yükselecek)siniz.” (İnşikak/18-19). Daha önceleri tefsirciler “hAlden hAle, şekilden şekile uğrayarak değişiklikler göreceksiniz” tarzında uygun bir mAnA vermişler ise de biz aya kasem edildikten sonra, sibAk ütibariyle yukarıda gösterilen mAnAnın daha muvAfık olacağı kanaatindeyiz.

10- Küre-i arzın şekil değiştirmesiyle alAkalı beyAn da fevkalAde cAzibdir: “Bizim, yere gelip onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? GAlib gelen onlar mı, yoksa biz mi? (Enbiya/44).”

Yerin uçlarının eksilmesi; yağmur, sel ve rüzgArlarla dağların aşınmasından daha ziyade, kutub bölgelerinin basıklaşmasından ibaret olsa gerektir.

11- Son bir misAl de ay ve güneş benzerliklerinden verelim: “Biz gece ve gündüzü iki Ayet (alAmet) yaptık. Gecenin Ayetini (ayı) sildik; gündüzün Ayetini aydınlatıcı kıldık. ” (İsra/ 12) .

İbn-i Abbas, gecenin Ayeti ay, gündüzün Ayeti de güneşdir, diyor. Bu ütibarla gecenin Ayetini sildik” sözünden, bir zamanlar ayın da güneş gibi ışık veren bir peyk olduğunu, ısının bulunduğunu; daha sonra Yüce Yaratıcının, O’nun ışık ve ısısını söndürdüğünü anlatıyor ki; bir yönüyle ayın geçmişini dile getirirken, bir yönüyle de, diğer yıldızların kader ve Akıbetlerine işaret etmektedir.

İşaret edilen bu bir kaç nümune gibi, Kur’an’da daha pekçok Ayetler vardır ki, hem insanı alAkadar eden her mevzuun -hiç olmazsa- icmAli Kur’An’da bulunduğunu, hem de bu meselelere dair, İlAhü beyAnın herkesin anlayacağı şekilde, fakat beşer için ifAdesi imkAnsız mucizevü olduğunu göstermektedir.

İlerde iktidarlı birisinin, Kur’An’ın bu kabil Ayetlerini, zikredilen ölçüler içinde tefsir edeceği ümidiyle, ben daha fazla tasdü etmek istemiyorum.

Kategori: Sorularla Dinimiz

Hadislerle İlgili Sorular Erkek İsimleri ve Anlamları

Etiketler: , ,

Rastgele Yazılar

  • ilk peygamber hz adem
  • Gözlerim görmüyor. Hanım pazara gitti. Ben burada onu bekliyorum
  • Teheccüt Namazı..
  • Karınca da irşad eder
  • EYYÛB ALEYHİSSELÂM
  • Erkek İsimleri ve Anlamları
  • HZ. LUT (S.A.) hayatı
  • Kız İsimleri ve Anlamları 1
  • Kur’an-ı Kerimden dualar
  • Namaz Vakitlerinin Sırrı
  • Hadi Yorum Yazalım

    You must be logged in to post a comment.


    SON 10

    GÖRÜLESİ SİTELER

    ALT MENÜ