Kategori 'Kuran-ı Kerim'

Kur’ani kavramların temeli ve Kur’an’ın mesajı bu dört kelimenin çevresinde odaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’in çağrısının özü şudur: Allah bir ve tek İlâhtır; ortağı yoktur. Kulların muhtaç olduğu tek Rab’dır. On’dan başka ilâh da yoktur; Rab da… İlâh’lık ve Rab’lıkta kimse O’na ortak olamaz. İnsana gerekli olan, O’nu tek ilâh olarak kabul etmesi, O’ndan başkalarını Rab kabul etmemesi, başkasının ilâhlığım tanımaması, yalnız O’na ibâdet edip başkasına tapmaması, dinini Allah-u Teâlaya tahsis etmesi, O’nun dininden başka bütün dinlere karşı koymasıdır.
Nitekim bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır:
“Biz senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahy etmiş olmayalım: Gerçek şudur ki, benden başka hiçbir ilâh yok. O halde bana ibâdet edin” (Enbiya, 25)
“Oysa onlar, tek olan bir İlâh’a ibâdet etmekten başkasıyla emr olunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (Tevbe, 31)
Devamını okuyun…»
01.09.2008
Kur’an’ın kullandığı dil nasıl bir dildir? Bu soru oldukça önemlidir, çünkü bir çok dini anlayış Kur’an’ın nasıl bir dil kullandığını tam olarak anlayamadığından vahim yanlışlıklar yapmaktadır.
Kur’an’ı okuyanlar sıklıkla “Kafirlerin kalblerini mühürleriz, kulaklarına, gözlerine ve kalplerine perde çekeriz”, “Hidayete erdiren de, delalete düşüren de biziz”, “Dilediğimizin rızkını daraltır dilediğimizi artırız”, “Rüzgarı estirir, yağmuru yağdırırız”, “Zulmedenleri sayha ( zelzele, tufan vs.) helak ederiz” türünden ifadelere rastlarlar.
Öyle anlaşılıyor ki Kur’an’ın genelinde Allah’a izafeten “biz” (inna) sigasının kullanıldığı “Allah-merkezli” bir dil kullanılmaktadır. Bütün oluş ve akış “biz” (inna) ifadesiyle anlamlandırılmakta, Allah’ın dışındaki diğer tüm varlıklar ikincil duruma indirgenmektedir.
Haliyle böylesi bir dil şu tip soruları da beraberinde getirmektedir. “Madem Allah kafirlerin kalplerini mühürlüyor, sonra neden kafir oldukları için onları cehenneme atıyor?”, “Cezanın cehennemde verileceği söylendiği halde neden daha bu dünyada iken günah işlediler diye insanları helak ediyor, cezalandırıyor?”, “Neden sefalet içinde açlıktan ölenlere yardım edip onları zengin etmiyor; Çeçenistan’a, Filistin’e el atmıyor, zulüm içinde ölüp gitmelerine göz yumuyor?”, “Bu tür ifadeler, Allah’ın iradesi karşısında insanın rüzgarın önündeki yaprak gibi savrulup durduğu izlenimi veriyor; demek ne yazılmışsa başımıza gelecek, geriye yapılacak hiçbir şey kalmıyor? vs…
Peki Kur’an neden böyle bir dil kullanıyor? Devamını okuyun…»
25.08.2008

Sual: İnciller, bütün dillere çevrilirken niçin Kur’an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türkün okuyabileceği Türkçe bir Kur’an yazmak günah mıdır?
CEVAP
Kur’an-ı kerimi, dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali:
(Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace]
Yusuf suresinin, (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:
Biz Kur’anı herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en âhenkli olan Arap dili ile indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, etkili sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görürsünüz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemediğini, insan sözü olmadığını, ilahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.
Devamını okuyun…»
20.08.2008
Caddenin karşı tarafına dikkatle bakan birini gören üç kişi, kendi aralarında konuşurlarken birincisi “Bu adam, karşıdaki dövizci dükkânının levhasından döviz fiyatlarını okuyor” der.
İkincisi hayır karşıdaki dönerciye bakıyor” der.
Üçüncüsü Bana göre vitrini düzenleyen kadına bakıyor” der.
Aslında herkes kendisini ele verirler.
Üçü birden gerçeği adamdan öğrenmek isterler ve adama nereye baktığını sorarlar.
Adam “Gözlerim görmüyor. Hanım pazara gitti. Ben burada onu bekliyorum” der.
Rabbimiz biz mü’minler içinde: “Ey iman edenler, zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıbını aramak için casusluk yapmayın…” buyurur. (Hucurat 12)
Zanlarımız, bizim yaşımız, bilgimiz, kültürümüz, görgümüzle orantılı olarak geliştirdiğimiz yalnız şahsımıza ait gönül terzimizdir.
Devamını okuyun…»
01.08.2008

Kur’an’ın doğru anlaşılması için başta Efendimiz s.a.v.’in sünneti olmak üzere, başvurulması gereken birtakım ölçüler bulunması tabii ve gereklidir. Bu yazıda, bu “gereklilikler” arasından Sünnet üzerinde durmaya ve Sünnet olmadan Kur’an’ın Rabbimiz’in muradına uygun olarak anlaşılmasının mümkün olmayacağını yine Kur’an ayetleriyle ortaya koymaya çalışacağız.
Yazıya başlık olarak seçtiğimiz cümlenin “Kur’an’daki İslâm” sloganını çağrıştırdığının farkındayız. Bilinçli olarak yaptığımız bu seçimin amacı da bu sloganın Kur’an’a uygun olmadığını ortaya koymaktan başka bir şey değil zaten. Kur’an’ı herkesin istediği gibi yorumlamasına kapı açmak maksadıyla üretilen bu slogan benimsendiği takdirde, Kur’an okuyan kişi sayısı kadar İslâm anlayışı ortaya çıkacağı açık. Bu durumda bütün insanlık için hidayet kaynağı olan Yüce Kitabımız, kişiden kişiye değişen hükümler taşıyan, hatta yer yer kendisiyle çelişkiler arz eden bir kitap konumuna düşürülmüş olacaktır.
Oysa Kur’an’ın doğru anlaşılması için başta Efendimiz s.a.v.’in sünneti olmak üzere, başvurulması gereken birtakım ölçüler bulunması tabii ve gereklidir. Bu yazıda bu “gereklilikler” arasından Sünnet üzerinde durmaya ve Sünnet olmadan Kur’an’ın Rabbimiz’in muradına uygun olarak anlaşılmasının mümkün olmayacağını yine Kur’an ayetleriyle ortaya koymaya çalışacağız.
Sünnet’in bağlayıcılığı
Yüce Kitabımız’da şöyle buyurulur: “Hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)
Devamını okuyun…»
30.07.2008
nceki Yazılar