Kategori 'Dini Hikaye'
“Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı…”
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.
Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O’nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine “düşen”ler nasıl bir telaÅŸa kapılırlar acaba?
Ancak bu ÅŸiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki…
“Biliyorum. Böylesine ÅŸerefli bir konuÄŸa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doÄŸru gelirken gördüğünüzde, O’nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız? ”
Diyor ki…
Devamını okuyun…»
01.09.2008
Küçük bir çocuk hafızlığını ikmal etmiÅŸtir. Sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’i hatmediyor, namazını kılıyor, ertesi gün de hocasının karşına çıkıyor; çıkıyor ama biraz da rengi-benzi sararmış olarak çıkıyor. Hocası maddi-manevi mürÅŸit olabilecek durumda bir Üstattır. Talebesinin bu halini diÄŸer talebelerine soruyor. Onlar da:
“Üstadım, bu talebeniz sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’i hatmedip duruyor ve tabii sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkıp derse geliyor.” diyorlar.
Üstad talebesinin Kur’an-ı Kerim’i böyle okumasını arzu etmediÄŸi için onu karşısına alır ve ona:
“Kur’an, indiÄŸi gibi okunmalıdır evladım” der, “Bugünden itibaren sen Kur’an’ı, ÅŸu ana kadar okuduÄŸun gibi deÄŸil, onu okurken beni karşında farz et ve üstadına dersini iade ediyorsun gibi oku” tavsiyesinde bulunur.Çocuk gider, O gece Kur’an-I Kerim’i okur ve sabah üstadının huzuruna geldiÄŸinde:
Devamını okuyun…»
26.08.2008
“Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı…”
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.
Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O’nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine “düşen”ler nasıl bir telaÅŸa kapılırlar acaba?
Ancak bu ÅŸiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki…
“Biliyorum. Böylesine ÅŸerefli bir konuÄŸa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doÄŸru gelirken gördüğünüzde, O’nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız? ”
Diyor ki…
“Peki ya dünyalık müziÄŸinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaÅŸla ne yapayım diyerek, SaÄŸa sola mı koÅŸturacaksınız?”
Diyor ki…
Devamını okuyun…»
25.08.2008
Â
Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:
 - Babasına haber vermeyin.
Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:
- Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.
Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:
- Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?
 - Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.
Devamını okuyun…»
20.08.2008
Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:
-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
-Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
-O, hangi kapıdır?
-Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.
Devamını okuyun…»
17.08.2008
Önceki Yazılar